Birine güvendiğiniz ve onu çok sevdiğiniz zaman, hayalinizde yarattığınız kişi midir asıl sevip güvendiğiniz? Yoksa gerçekten karşınıza duran mı? Bu, üzerinde uzun uzun konuşabileceğimiz, basit görünen derin mevzulardan. Kahramanımız İhtiyar Pastacı’nın başına gelen de, buna benzer bir durum işte…

Baştan söyleyeyim: Bu yazı, kitabın sonu hakkında bilgi veriyor! Çünkü bazen hiç söylenmemesi gerektiği düşünülen şeyleri söylemek gerekebilir. Hem de en başta!

url

Ahududulu pasta ve tıpkı bir ahududulu pasta kadar kırmızı olan dört kedi; Paolo, Luigi, Giovanni ve Umberta… İhtiyar Pastacı’nın şu hayatta en çok sevdiği şey iki şey. Dört kedi, tek bir madde olarak sayılabilir, çünkü hepsine, hiç ayırım yapmadan bayılıyor! Ancak bu pastacının bir derdi var. Güzelim pastasının üzerindeki ahududular sürekli kayboluyor. Suçluyu bulmak ise hiç kolay değil. Sincaptan eşeğe, köpekten komşu çocuğuna kadar herkesten şüpheleniyor pastacı ama sonuca bir süre ulaşamıyor.

Kitabın sonunda suçluları yakalıyoruz hep beraber. Fakat o da ne? Meğer kırmızı kedileri değil miymiş pastacının aradığı hırsızlar! Yani her şey gözünün önünde olup bitiyormuş da haberi yokmuş. İhtiyar Pastacı bu duruma çok şaşırıyor ve üzülüyor elbette. Ama üzülmeden önce biraz durup düşünmesi gerekiyor. Çünkü suçlu bulduğu zavallı kediler, aslında sadece İhtiyar Pastacı’yı mutlu etmek için ahududuları çaldıklarını itiraf ediyorlar. Neden mi? İhtiyar Pastacı kırmızı kedi seviyor da ondan! Bu gerçekle kedileri sayesinde yüzleşen ve yaptığından çok utanan pastacı, anlıyor ki aslında kedilerini renkleri için değil, oldukları gibi seviyor. Eh, insan sevdiğini bu yüzden sevmeli ya zaten. Öyle değil mi?

Sevginin rengi yoktur

Peki, gelelim ilk baştaki soruna… Neden İhtiyar Pastacı, aklına kedilerin hırsız olduğunu hiç getirmedi acaba? Çünkü onlara inanıyor, hiç şüpheye yer vermeyecek şekilde güveniyor ve hepsini çok seviyor. Birine güvendiğiniz zaman, o kişiyi öyle bir yere koyarsınız ki asla aklınıza kötü (kime göre?) bir şey yapacağını getiremezsiniz. ‘’Gözümle görsem inanmam’’ diyenler, işte bu gruptandır. Allahtan İhtiyar Pastacı gözüyle görüyor ve inanıyor nihayet. Uyanıyor gaflet uykusundan. Sevginin rengi olmadığını, olamayacağını anlıyor… Ve herkesin, çok sevdiklerimizin bile bizi şaşırtabileceğini…

Final Kültür Sanat Yayınları’nın son dönemde yayımladığı en ilginç kitaplardan biri olan İhtiyar Pastacı ve Kırmızı Kedileri, bir solukta okunan kısacık, leziz bir öykü. Çizimler öyküyle öyle uyumlu ve renk seçimleri o kadar başarılı ki kitap ahududulu bir pasta kıvamında tat bırakıyor geride. Yazar Tobias Aufmkolk’un farklı tarzı dikkat çekici. Kısa kısa, hatta bazen kesik kesik gibi okunan cümleleri, kitabın çevirmeni Genç Osman Yavaş’ın bir konuşmamızda bana aktardığına göre, aslına olabildiğince uygun. Yavaş, kitabı çevirirken bu tarzı korumaya oldukça özen göstermiş. Genç Osman Yavaş’ı; kendi yazdığı kitapları ve Almanca’dan yaptığı başarılı çevirileriyle beğeniyle takip ettiğimi dip not olarak düşmeliyim.

Aynı zamanda gazeteci ve coğrafyacı olan yazar Tobias Aufmkolk’un metnine eşlik eden şahane çizimlerin ressam eşi Nicole Aufmkolk’a ait olduğunu kitabın sonunda öğreniyoruz. Bir çocuğun tanışması gereken ilk okuma kitaplarından biri olarak öne çıkan İhtiyar Pastacı ve Kırmızı Kedileri, değerler eğitiminde de yol gösterici olabilir gibi görünüyor.

İyi Kitap, Sayı 81