Bu kitabın daha dumanı üzerinde… Ofset Yapımevi Yayınları’ndan çıkan Lâle Sirki ve Gizemli Hikayesi, hakkında ‘coşkuyla’ yazılan birkaç yazıyı okuduğumda dikkatimi çekti.

Künyesi de ilginç ve cazip… Tiyatro Oyunevi’nin dekor ve kostüm tasarımcısı Claude Leon kitabın yaratıcısı. Metnin Türkçesi Mahir Günşiray’a, düzeltisi ise Murat Uyurkulak’a ait. Aynı ekip, daha önce Tiyatro Oyunevi’nin başka yayınlarında da birlikte çalışmış. Kadro böyleyken, ister istemez heyecanlandım. Ne yaptıklarını görmek için Robinson’a koştum. Aslında kitabın başlığından rahatsızdım ve ne yalan söyleyeyim, başıma gelecekleri az çok tahmin ederek bu işe kalkıştım diyebilirim. Lâle Sirki’nde büyük felaket! Bu akşam yine gösteri var ama herkes sıra ile yok oluyor. Kırmızı Palyaço çok merak ediyor. ‘Neler oluyor hiç anlamış değilim!’ Kitabın arka kapağında bu cümleler yazıyor. Ben de neler olduğunu tam olarak anlamıyor ve kitabı alıyorum.

Lâle Sirki’nde garip bir sessizlik var. Herkes ortadan kaybolmuş. Kırmızı Palyaço gösteri arkadaşlarını arıyor ama bulamıyor. Bay Filuz’un koca fili, Bayan Zürafet, Dönsöz Kardeşler’in etekleri, Patırkütür Hokkabaz Kuzenler ve perukları, Bay Eşekizler, Hanımefendi Yılan, Bay Üstünkulak, Bayan Ayısöz ve diğerleri… Hiçbiri ortada yok! Kaybolan koca ekibin sırrı, çok geçmeden ortaya çıkıyor. Meğer, Sihirbaz Sırıtık bütün şov boyunca ilgi odağı olmak ve rol çalmak için herkesi sihirli kutusuna doldurmuş! Velhasıl, sonra bu kötü oyun ortaya çıkıyor, herkes mutlu, nice gösterilere yelken açılıyor!

Hayvanlarla aranız nasıldır? Sadece sıradan bir hayvansever misiniz yoksa onların hakları için mücadele eder misiniz? Mesela artık dünya üzerinde eskisi gibi hayvanlı sirk kalmadığını biliyor musunuz? Sırf bu yüzden, artık hayvanlara sirklerde yapılan işkenceler ayyuka çıktığı için, insanlı sirklerin daha yaygınlaştığını ve üçüncü dünya ülkeleri hariç neredeyse tüm dünyanın bu konuya hassasiyet gösterdiğini duymamış olabilirsiniz. Belli ki, bu kitabı ortaya çıkaran ekip de duymamış ya da konuyu önemsemiyor. Ama bu aşamada bilmemek değil önemsememek ayıp oluyor! Yavru fillerin annelerinden koparıldığını, hayvanlara elektrik verilerek eğitildiğini, dayak yediklerini, kanca, tasma ve zincirlerle tutsak edildiklerini görmezden gelmek vicdansızlık gibi geliyor bana. Bunları abartılmış tepkiler gibi görebilirsiniz. Ama şunu hatırlatmak isterim: Bir dönem sokaklarımızda ayı oynatılırdı. Pencereden merakla izlerdik. Ben, o koca ayıların burnuna takılan halkaların canlarını çok acıttığını düşünürdüm. Birilerinden, kimdi hatırlamıyorum, ayıların kızgın sac üzerinde zıplatılarak eğitildiğini duymuş ve günlerce etkisinden kurtulamamıştım. Yıllar geçtikçe bu vicdansız eylem son buldu ve ayı oynatmak yasaklandı. Hamamda kızlar nasıl bayılır diyerek bayıltılan ayılar, son görevlerini tamamlayıp ya öldü ya da hayvanat bahçelerinde hapis hayatına mahkum oldu. O zaman, bu yasak gelmeden önce biri kalkıp ayı oynatmak hayvan haklarına aykırıdır, çocuklara kötü örnek oluyorsunuz deseydi, muhtemelen dalga konusu olur ve topa tutulurdu. Şimdi bu yazıyı okuyanlar da benim hayvanlarla kafayı bozmuş bir aklıevvel olduğumu düşünebilirler. Varsın düşünsünler! Havuzlara hapsedilmiş yunusların, balinaların, fokların, hayvanat bahçesinde kafeslerde yaşamaya mahkum edilen, sirklerde işkence gören, sokaklarda kötü muameleye maruz bırakılan tüm hayvanların bir gün özgür kalmasını ve Lâle Sirki’nin gösterilerine sadece palyaçolar ve sihirbazlarla devam etmesini diliyorum.

29 Mayıs 2013, Egoist Okur