Bademezmelerinizi hazırlayın, taytınızı giyin ve en komik şakalarınızı ‘mesela’ cebinize doldurun! Çünkü Muhteşem Ay Tavşanı’yla buluşmaya gidiyoruz.

unnamed-1

Önce prenses P.J. Petulant ile tanışalım… Kendisine kısaca P.J. demeniz yeterli, çünkü o öyle istiyor. İtiraf edeyim; biraz şımarık, her istediğini yaptırmaya alışmış, aslında söylemesi ayıp biraz ‘gıcık’ bir prenses bu. Ama o kadar tatlı ve zeki ki, ona kızmak bir yana, her istediğini almasından yana oy kullanıyorum. Yeter ki kitap hiç bitmesin! Prensesimiz öyle inatçı ki, her inatçı çocuk gibi annesiyle babasına istediğini yaptırıyor. Hatta biraz ileri gidip zorla ejderha aldırıyor! Kedi, köpek ya da balık değil, ejderha! Erkek olmasına rağmen adı Sandra olan bu ‘gözleri sürmeli’ ejderhamızın mor pulları ve mücevherleri var! Kendisine kitap okunmasına ve ağzına layık bulduğu saray uşaklarını yemeye bayılıyor. Bademezmesini hiç saymıyorum bile…

    unnamed-2

Sandra adlı tatlı ejderhamız saraya getirtiliyor ama her şımarık çocuk gibi P.J.’in de ona olan ilgisi bir anda bitiveriyor. Bu kez daha da tuhaf bir istekle geliyor ailesinin karşısına: ‘Ay Tavşanı’nı istiyorum!’

P.J. maceraya atılmak, ortalığı toz duman etmek, ciyak ciyak bağırmak ve saçma sapan şeyler istemek için her an hazırda bekleyen bir kız. O kadar enerjik ki, yetişmek mümkün değil. Hele bir gece, o muazzam gece, Ay Tavşanı odasından çıktığında neler olacağını tahmin etmeye çalışmak bile heyecan verici.

Uzun zamandır bir çocuk kitabı beni bu kadar güldürmemişti. P.J.’in ciyaklayarak herkesi mum etmesi, kimi yiyecek acaba diye endişelendiğimiz ama tuhaf bir güven de duyduğumuz ejderha Sandra, sevip sevmemeye karar vermekte zorlandığımız Kral ve Kraliçe, hepsi çok komik. Ay Tavşanı’na gelince: özellikle Kraliçe’yle labirentte karşılaştığı kısımda, sesini ve konuşmasını değiştirdiği an kahkahalarıma engel olamadım. Bu kahkahayı Ay Tavşanı kadar çevirmen Zeynep Alpaslan’a da borçlu olduğumu düşünüyorum. Okuduğum şekliyle söylemem gerekirse ‘ivit, ay tavtanıyla atayip eğleniyolum!’

Peki tüm bu kahkaha tufanı arasında neler oluyor, nasıl maceralar yaşanıyor dersiniz? Satranç oynarken sürekli hile yapan Kral Winston, Kral Rupert tarafından kellesi uçurulmak üzere kaçırılıyor. Sebebi ise Rupert’ın veziri bulamaması. Hayır hayır, zavallı Sandra yemedi onu. Satranç taşı olan vezirden bahsediyorum! P.J. ve Ay Tavşanı, Sandra’nın da yardımıyla Kral Winston’ı, yani P.J.’in babasını kurtarıyor. Ama bu kahramanlık hikayesinde madalyayı Ay Tavşanı’na ya da yeni adıyla Steven’a vermek gerekiyor. Zira onun zekası olmasaydı bu başarı da imkansızdı!

Birgitte Sif’in çizimlerini görünce ‘nereden tanıdık acaba’ diyenler olmuştur. Yanıtı: Oliver! Sue Monroe’nun espri anlayışı ise tamamen yeni ve hayranlık uyandırıcı. Ama İngiliz çocuklar onu radyo ve televizyon programlarından tanıyor. Muhteşem Ay Tavşanı’nın devamını sabırsızlıkla bekleyen çok kişi olduğuna eminim, onlardan biri de benim! Neyse ki Redhouse Kidz çok yakında yeni macerayı okuyacağımızı müjdeliyor kitabın sonunda. Kahramanlarımız bu kez define hırsızlarının peşine düşüyor.

Şimdi başınızı kaldırıp aya bakın. Dolunaysa, hani şu yusyuvarlak olan, tavşanınıza merhaba deyin. Eğer göremezseniz ya ayı temizliyordur örümcek bağlamasın diye ya da gardırobunuza girmiştir siz görmeden. Ivırlar ve zıvırlarla uğraşıyordur. Hatta belki taytlarınızdan birini giymekle meşguldür, kim bilir!

unnamed

Muhteşem Ay Tavşanı       
Yazan: Sue Monroe
Resimleyen: Birgitta Sif
Çeviren: Zeynep Alpaslan
 
6 Nisan 2014, Egoist Okur